18 Temmuz 2008 Cuma
02 Mayıs 2008 Cuma
2 Aralık Mayıs Hasan Celal Güzel Köşe Yazısına Dair
İyi yazma(ma)lar diyerek 2 Mayıs 2008'de Radikal gazetesindeki köşe yazınız için eleştirime başlıyorum.
Hem sizin hemde eğer köşenizde yayınlarsanız okuyan okuyucular için açıklayıcı olması için sıra ile cevaplayacağım yazınızı.
Marks ve Engels 1848 'de yayımladığı Kominist Manifesto da birincil amaç olarak Enternasyonalizm görülmüş ''1 Mayıs Günü'' Enternasyonalist proleter sınıfının birbirini görmesi için , burjuva sınıfının çökertilmesi amacı için araç olarak kullanılmıştır.
Marks ve Engels ''Kominist Manifesto'' da işçileri istismar etmemiş onları için burjuva sınıfı karşısında proleter devrim amacı için kılavuzluk etmiştir.
Sendikalar hakkında her ne kadar doğru söyleseniz de Sosyalist Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye 'deki örgütlü en büyük ikinci işçi sendikasıdır.Ve DİSK 1 Mayıs günü gayri-meşru değil meşru olan anayasal hakkını kullanmıştır.
1 Mayıs 1977 Taksim mitingi yasadışı bir miting değildir.Gayet çoşkulu , gayet meşru bir eylemdir.36 kişi halen faili bulunamamış bir nevi ''derin devlet'' bağlantılı şekilde öldürülmüştür.Asıl yasa dışı olan budur.
Vilayetlerdeki ''İl güvenlik Komisyonu'' 1 Mayıs için Taksim'i tehlikeli görürken neden ''Polis Günü''nde , Yılbaşı kutlamasında , maç sonrası eğlencelerde tehlikeli görmemiştir?
Türk-İş ve Hak-İş gib sendikalar bu mücadelede DİSK ve KESK 'i yalnız bırakmıştır.Türk-İş 'in geri adım atması durumun meşruluğunu ortadan kaldırmaz sadece Türk-İş 'in Valiliğin gayri-meşru isteği karşısında pes ettiğini gösterir.
Size göre dengesiz güç kullanımı nedir?
Bir Hastaneye gaz bombası atılması...
...30 kişilik bir gruba 10-20 tane gaz bombası atılması...
...İstanbul vatandaşlarına 1 Mayıs gününü adeta bir savaş günü gibi yaşatmak
''ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMI'' değilmidir?
1 Mayıs İşçi Bayramı hükümetin lütfüna gerek duymayacak kadar meşru bir bayramdır.
1 Mayıs İşçi Bayramı SSGSS gibi yasayı çıkartan hükümet ile kutlanamaz.
Hem sizin hemde eğer köşenizde yayınlarsanız okuyan okuyucular için açıklayıcı olması için sıra ile cevaplayacağım yazınızı.
Marks ve Engels 1848 'de yayımladığı Kominist Manifesto da birincil amaç olarak Enternasyonalizm görülmüş ''1 Mayıs Günü'' Enternasyonalist proleter sınıfının birbirini görmesi için , burjuva sınıfının çökertilmesi amacı için araç olarak kullanılmıştır.
Marks ve Engels ''Kominist Manifesto'' da işçileri istismar etmemiş onları için burjuva sınıfı karşısında proleter devrim amacı için kılavuzluk etmiştir.
Sendikalar hakkında her ne kadar doğru söyleseniz de Sosyalist Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye 'deki örgütlü en büyük ikinci işçi sendikasıdır.Ve DİSK 1 Mayıs günü gayri-meşru değil meşru olan anayasal hakkını kullanmıştır.
1 Mayıs 1977 Taksim mitingi yasadışı bir miting değildir.Gayet çoşkulu , gayet meşru bir eylemdir.36 kişi halen faili bulunamamış bir nevi ''derin devlet'' bağlantılı şekilde öldürülmüştür.Asıl yasa dışı olan budur.
Vilayetlerdeki ''İl güvenlik Komisyonu'' 1 Mayıs için Taksim'i tehlikeli görürken neden ''Polis Günü''nde , Yılbaşı kutlamasında , maç sonrası eğlencelerde tehlikeli görmemiştir?
Türk-İş ve Hak-İş gib sendikalar bu mücadelede DİSK ve KESK 'i yalnız bırakmıştır.Türk-İş 'in geri adım atması durumun meşruluğunu ortadan kaldırmaz sadece Türk-İş 'in Valiliğin gayri-meşru isteği karşısında pes ettiğini gösterir.
Size göre dengesiz güç kullanımı nedir?
Bir Hastaneye gaz bombası atılması...
...30 kişilik bir gruba 10-20 tane gaz bombası atılması...
...İstanbul vatandaşlarına 1 Mayıs gününü adeta bir savaş günü gibi yaşatmak
''ORANTISIZ GÜÇ KULLANIMI'' değilmidir?
1 Mayıs İşçi Bayramı hükümetin lütfüna gerek duymayacak kadar meşru bir bayramdır.
1 Mayıs İşçi Bayramı SSGSS gibi yasayı çıkartan hükümet ile kutlanamaz.
17 Nisan 2008 Perşembe
Türkiye'de Demokrasi ve Laiklik Üzerine (2)
Yazdığım konunun bir ayağı açık kalmıştı AB'nin Türkiye içi müdahalaleri hakıkında görüşüm ise AB 'ne girmek için aday konumuna kendi isteği ile gelen bir ülke olan Türkiye girmek istediği klubün gereklerini yerine getirmek zorundadır.
Bu gerekleri artık AB'nde sadece ekonomik olarak değil insan hakları açısından var olmak için de yapmalıdır!
AB'ne girme sürecindeki Türkiye'nin bu süreçte AB kriterlerine uymaması durumunda AB nin iç işlerine karışmaları normaldir.Çünkü kriter onların kriterleridir.Önemli olan onların içişlerine karışmamasını sağlamak diğer konularda bu kozlarını oynamamamaları için bunları kendi irademiz ile çıkarmamızdır.
Bu gerekleri artık AB'nde sadece ekonomik olarak değil insan hakları açısından var olmak için de yapmalıdır!
AB'ne girme sürecindeki Türkiye'nin bu süreçte AB kriterlerine uymaması durumunda AB nin iç işlerine karışmaları normaldir.Çünkü kriter onların kriterleridir.Önemli olan onların içişlerine karışmamasını sağlamak diğer konularda bu kozlarını oynamamamaları için bunları kendi irademiz ile çıkarmamızdır.
Türkiye'de Demokrasi ve Laiklik Üzerine
Türkiye gündemini şu sıralar belkide en fazla meşgul eden konuların başında geliyor AKP kapatılma davası ve bu davanın getirdiği tartışmalar...
...tartışmların ortasında ise Türkiye Demokrasisi,Laiklik ve en son olarak da Avrupa Birliği tarafından Türkiye 'nin iç işlerine karışılması eklendi! Bunları teker teker ele almak hem daha anlaşılması kolay olur hemde daha açıklayıcı olur görüşündeyim!
Tümevarım yöntemi ile hareket ederek ilk önce AKP kapatılma davasının yarattığı tartışmaları teker teker ele alacağız.
Birinci tartışma konusu
Türkiye Demokrasisi
Aslında belkide en tartışılması gereken konulardan biri olmaya aday bu konu.
Türkiye de demokrasi kültürünün halk tarafından ele alınış biçimi nasıl?
Türkiye halkında ki demokrasi anlayışı sadece mahalle baskısı dediğimiz yaşadığın alanda kabul edilebilen ama o alanda çoğula uyman gerektiğini anlatan eğer o mahalleden çıkıp başka bir mahalleye gittiğinde orda yadırganabileceğin bir demokrasi anlayışı mevcut Türkiye halkında!
Böyle bir yapı içerisinde nasıl bir ifade özgürlüğünün gelişmesi beklenir?
Bunun cevabı ancak var olan hükümetin eğer demokrasiyi savunuyorsa(?) onu koruyacak önlemler almasından geçer.
Bu önlemler ise en büyük insan hakkı olan dernek kurma özgürlüğü,ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddeleri kaldırmaktan geçer.Ancak şu an bulunun AKP hükümeti konu DTP'nin kapatılması olduğunda sesini çıkarmayıp demokrasiyi çöpe atmış ancak konu kendisine gelince birden demokrasi yandaşı olmuştur.AKP hükümeti halet yürülükte bulunan 301. maddeyi korumaya çalışmaktadır.
CHP ise halen belkide eskinin ilericiliği şimdinin gericiliği olabilecek kemalizme o kadar tutulmuştur ki düşünce özgürlüğü yada diğer insan hakları konularını ulus devleti koruma laikliği,kemalizmi koruma iddası ile ikinci plana atmıştır.CHP halen 301. maddenin sıkı bir savunucusu olmaktadır.
İkinci Tartışma Konusu
Türkiye'de Laiklik
Türkiye Laik bir ülkemidir?
Bu sorumuza herhalde Türkiye İlkokullarında okuyan her çocuk evet laik bir devlet cevabını verebilir ancak biraz okuyan yada biraz tarafsız bakabilen her kimse de bunun öyle olmadığını anlayabilir.
Türkiye neden laik bir devlet değildir cümlesine en büyük kanıt Başbakanlığa bağlı bir Diyanet İşleri Başkanlığının bulunmasıdır.Bu kurumun sadece devlet e bağlı olması bile laiklik ilkesine tamemen aykırı iken Türkiye'de bu sadece tek bir dine hizmet eden bir kurum halindedir.
Laikliğin tanımı din ile devletin ayrılması dır.Devletin tüm dinlere eşit mesafede olmasıdır!
Türkiye'de halen Dış İşlerinde MİT'de gayri müslim vatandaşlar çalışamamaktadırlar.
Ve Türkiye'de kendisini ilerici iddaa eden CHP bu laikliliği savunmaktadır!
Kendini ilerici reformist iddaa eden AKP bunu devam ettirmektedir.
Murat Kahya
...tartışmların ortasında ise Türkiye Demokrasisi,Laiklik ve en son olarak da Avrupa Birliği tarafından Türkiye 'nin iç işlerine karışılması eklendi! Bunları teker teker ele almak hem daha anlaşılması kolay olur hemde daha açıklayıcı olur görüşündeyim!
Tümevarım yöntemi ile hareket ederek ilk önce AKP kapatılma davasının yarattığı tartışmaları teker teker ele alacağız.
Birinci tartışma konusu
Türkiye Demokrasisi
Aslında belkide en tartışılması gereken konulardan biri olmaya aday bu konu.
Türkiye de demokrasi kültürünün halk tarafından ele alınış biçimi nasıl?
Türkiye halkında ki demokrasi anlayışı sadece mahalle baskısı dediğimiz yaşadığın alanda kabul edilebilen ama o alanda çoğula uyman gerektiğini anlatan eğer o mahalleden çıkıp başka bir mahalleye gittiğinde orda yadırganabileceğin bir demokrasi anlayışı mevcut Türkiye halkında!
Böyle bir yapı içerisinde nasıl bir ifade özgürlüğünün gelişmesi beklenir?
Bunun cevabı ancak var olan hükümetin eğer demokrasiyi savunuyorsa(?) onu koruyacak önlemler almasından geçer.
Bu önlemler ise en büyük insan hakkı olan dernek kurma özgürlüğü,ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddeleri kaldırmaktan geçer.Ancak şu an bulunun AKP hükümeti konu DTP'nin kapatılması olduğunda sesini çıkarmayıp demokrasiyi çöpe atmış ancak konu kendisine gelince birden demokrasi yandaşı olmuştur.AKP hükümeti halet yürülükte bulunan 301. maddeyi korumaya çalışmaktadır.
CHP ise halen belkide eskinin ilericiliği şimdinin gericiliği olabilecek kemalizme o kadar tutulmuştur ki düşünce özgürlüğü yada diğer insan hakları konularını ulus devleti koruma laikliği,kemalizmi koruma iddası ile ikinci plana atmıştır.CHP halen 301. maddenin sıkı bir savunucusu olmaktadır.
İkinci Tartışma Konusu
Türkiye'de Laiklik
Türkiye Laik bir ülkemidir?
Bu sorumuza herhalde Türkiye İlkokullarında okuyan her çocuk evet laik bir devlet cevabını verebilir ancak biraz okuyan yada biraz tarafsız bakabilen her kimse de bunun öyle olmadığını anlayabilir.
Türkiye neden laik bir devlet değildir cümlesine en büyük kanıt Başbakanlığa bağlı bir Diyanet İşleri Başkanlığının bulunmasıdır.Bu kurumun sadece devlet e bağlı olması bile laiklik ilkesine tamemen aykırı iken Türkiye'de bu sadece tek bir dine hizmet eden bir kurum halindedir.
Laikliğin tanımı din ile devletin ayrılması dır.Devletin tüm dinlere eşit mesafede olmasıdır!
Türkiye'de halen Dış İşlerinde MİT'de gayri müslim vatandaşlar çalışamamaktadırlar.
Ve Türkiye'de kendisini ilerici iddaa eden CHP bu laikliliği savunmaktadır!
Kendini ilerici reformist iddaa eden AKP bunu devam ettirmektedir.
Murat Kahya
16 Nisan 2008 Çarşamba
Gıda Sorunu Üzerine
Dünya'da son zamanlarda Mısır'da Haiti de yaşanan gıda sorununun sebeplerini aramak için aslında fazla uzağa gitmemize gerek yok!
Dünya ülkeleri arasında belki de en (başarılı)! IMF programramını uygulayan ülke olan Türkiye 'de gıda krizinin kapısında bulunmakta.
Tüm Dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de uygulanan kapitalist politakaların sonuncu Tarım sektörünün Endüstriyel Tarım denilerek küçülterek insan ihtiyacı için değil sektör ihtiyacı için üretmeye başlamaları,
kendi programları ile Dünya Çiftçilerinin ellerinin küçülmesini sağlamaya çalışmaları ve onları mecburen günümüzün kapitalist büyük şirketleri ile çalışmaya zorlamaları sonucunda insan arzı kadar değil sadece şirket arzı kadar üretim yapmaya başlamış kapitalist tarım sektörünün sorunudur.
Artık Gıda Maddelerinin bir nevi insan hakkı olmaktan çıkıp para kazanma aracı olmasının sebebi,insan için üretilmemesi sadece şirket için üretilmesi ve sermaye sınıfının bunu bir para kazanma araccı olarak elinde tutmasına neden olmuş sadece sermaye güçlenmesi için gıda maddelerini hisse senedi gibi kullanıp kendi içlerinde stok yapıp fiyat yükselmesine sebep olmalarıdır ve bunun sonucunda ezilen yine halk olmaktadır!
Murat Kahya
Dünya ülkeleri arasında belki de en (başarılı)! IMF programramını uygulayan ülke olan Türkiye 'de gıda krizinin kapısında bulunmakta.
Tüm Dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de uygulanan kapitalist politakaların sonuncu Tarım sektörünün Endüstriyel Tarım denilerek küçülterek insan ihtiyacı için değil sektör ihtiyacı için üretmeye başlamaları,
kendi programları ile Dünya Çiftçilerinin ellerinin küçülmesini sağlamaya çalışmaları ve onları mecburen günümüzün kapitalist büyük şirketleri ile çalışmaya zorlamaları sonucunda insan arzı kadar değil sadece şirket arzı kadar üretim yapmaya başlamış kapitalist tarım sektörünün sorunudur.
Artık Gıda Maddelerinin bir nevi insan hakkı olmaktan çıkıp para kazanma aracı olmasının sebebi,insan için üretilmemesi sadece şirket için üretilmesi ve sermaye sınıfının bunu bir para kazanma araccı olarak elinde tutmasına neden olmuş sadece sermaye güçlenmesi için gıda maddelerini hisse senedi gibi kullanıp kendi içlerinde stok yapıp fiyat yükselmesine sebep olmalarıdır ve bunun sonucunda ezilen yine halk olmaktadır!
Murat Kahya
04 Nisan 2008 Cuma
Türkiye Kamuoyu Üzerine Deneme
Türkiye'de ki kamuoyu ve gençlik düzeni hakkında sorular kendi kendimize sorulduğunda ne gibi sonuçlar çıkarabilmeliyiz?
Asıl sorun karşımıza gelen sorunlara ve kapitalist sistemin bize zorladığı tüketim hedeflerine karşı nasıl ayakta kalacağımız sorularına cevap bulmalıyız?
Türkiye'de ki kamuoyunu olan olaylara kayıtsızlığı ve küresel bi Dünyayı görmezden gelişi, sorunları sadece kendi içinde algılaması, herkesin kendi kendine dediği ''Türkiye insanı işte umursamaz olur''u oluşturuyor.
Asıl sorun karşımıza gelen sorunlara ve kapitalist sistemin bize zorladığı tüketim hedeflerine karşı nasıl ayakta kalacağımız sorularına cevap bulmalıyız?
Türkiye'de ki kamuoyunu olan olaylara kayıtsızlığı ve küresel bi Dünyayı görmezden gelişi, sorunları sadece kendi içinde algılaması, herkesin kendi kendine dediği ''Türkiye insanı işte umursamaz olur''u oluşturuyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
_filtered.jpg)